× Sen de İtiraf Et: "Anonim" tıkla itiraf yaz.
× Instagram'da takip et: @ytuitirafsitesi
× X(Twitter)'te takip et: @ytuitirafsosyal
× Telegram'da bize katıl: @ytuitirafsitesi

boşa geçmiş bir ömür ve bilinç akışı, iç dökme

www.ytuitirafediyor.com
İnstagram'da @ytuitirafsitesi 'ni takip edin!

YTÜ Seri İlan Platformu: ytukampus.com/ilanlar

altı mart akşam saatlerinde dolunaydan üç gün sonra ay küçülen fazdayken altı senelik ilişkim bitti. bu o kadar garip bir his ki nasıl toparlanırım bilmiyorum. daha önceden de tamamen bittiğini hissettiğim bir dönem olmuştu 2023 senesinde ve hem çok dua etmiştim hem de çok ağlamıştım. şimdi yine ağlıyorum. ama bu kez dua etmiyorum. 2023’te ay büyüyen evredeydi. nasıl bu kadar kolay kabul ettiğimi bilmiyorum. benim için hem ilişkiye başlamak hem ilişkiyi bitirmek çok zor. gerçi ilişkiyi bitirmenin zor olduğunu ilk defa fark ediyorum. daha önce kimseye güvenmemiştim. her zaman yalnız ve akademik olarak yüksek bir hayatın hayalini kuruyordum. bu hayalde ahşap bir apartman dairesinde tek başıma yaşadığımı düşünürdüm hep. altı sene önce derdini anlatacak kimsesi olmadığı için bana zorla derdini anlatan bir çocuğa aşık oldum. o sıralar ona sadece ders veriyordum. o ise her seferinde dersi sabote edip anne babasının hayatına etkisini anlatıyordu. intihara meyilliydi. geceleri onun için uyumuyordum ve ihtiyaç duyduğunda onu dinliyordum. her gün bir sonraki günü merak ettiği için yaşamaya devam ettiğini söylüyordu. onun için hanginiz olsa endişe eder ve benim yaptığımı yapardınız. ancak işler benim için de farklı değildi. ben intihara meyilli değildim ama arkadaşı olmayan soğuk bir kızdım. 2015’ten beri hem okuyor hem çalışıyorum. annemle babam arasındaki ilişki çok toksikti. annemi çocukluğumdan bu yana hiç mutlu hatırlamıyorum. üstelik babam zamanında selefi olduğundan annemde dini obsesyon oluştu. kimse itiraf etmese de ben bunun sebebinin babamla daha iyi bir ilişki kurabilmek ve babama kendini sevdirebilmek olduğunu düşünüyorum. babam için bir heves olan bu akım, annemde daha katı bir hale büründü. lise bitimine kadar okul harici bakkala dahi gittiğimi hatırlamıyorum. 2020’de de o çocukla tanıştım. hatta sanırım 2018’de tanıdım onu ancak ilişkimiz 2020-2021 gibi başladı. üniveristeye 2020 girişliyim. pek çok sebepten okula çok kez ara verdim. bazen sadece depresif hissettiğim için bazen evden kovulduğum ve yaşamak için çalışmaya daha fazla vakit ayırmak için bazense sadece onunla vakit geçirmek için okulu aksattığım oldu. böylece okulum çok kez uzadı. bu süreçte başka bir üniversite bitirip geri döndüm ancak çeşitli sebeplerden o okulun diplomasını alamadım. bazen e devletten kayboluyor bazen geri geliyor ara sıra af çıkıyor diyorlar sebebini bilmiyorum. çok da umrumda değil zaten. her neyse 2015’te çalışmaya başlamam ve evden çıkmama izin verilmemesi benim için çok garip bir anı. artık evde dayanamadığımı ve işe gireceğimi söylediğimde annemden sabaha kadar dayak yemiştim. o kadar saçmaydı ki. babam bile bir şey dememişti. cesaret edemeyeceğimi biliyordu. annem o gün o harekette bulunmasaydı ben bugün çalışmıyor olurdum muhtemelen. aklımda çiğköftecide çalışmak vardı ancak izin vermeyeceklerini biliyordum. sokakta yatmaya razıydım. ancak işe sahip olmam allahın bana büyük bir lütfudur. homeofis bir şekilde muhasebeci oldum. bu süreçte bazen okula gittiğim konusunda yalan söyleyip işe gitmem gerekti. bir gün eve devamsızlık kağıdı gelince bile ailem ne olduğunu anlamadı ve liseyi üniversiteyi kazandıktan sonra öğretmenlerin inisiyatiyle bitirmiş oldum. yine de başarısız biri olmadığımı söyleyebilirim. boş kaldığım zamanlarda dil öğreniyor, resim çiziyor, hikayeler yazıyordum. kendimi geliştirerek ara sıra çizim yaparak ve hikaye yazarak para kazanmaya başladım ve sonunda birincil olarak çizimden para kazanmayı başardım. artık diğer işler benim için ikinci plandaydı. bu süreçte z şahsıyla tanışıp onu gerçekten çok sevdim. ama ilişkinin ileri zamanlarında sevgimle mecburiyet kapışır hale geldi. hayata karşı ilk duyguları burda hissettiğimi söylebilirim. daha önce mutluluğu ve üzüntüyü o kadar hissetmiyordum ki üzülüp üzülmediğimi kontrol etmek için sebahattin ali ve ömer seyfettin hikayeleri okuyordum. her ne kadar çocuklara atfedilse bile o hikayelerin ne kadar duygu barındırdığını okuyanlar bilirler. günümüz çocuk algısına çok uzak bir bilinçle yazılan bu kitapların küçük yaşlarda okutulmasını ben desteklesem bile artık içinde yaşadığım toplum bunu desteklemiyor. gerçi bunun konumuzla bir alakası da yok. ilişkimizin ilk senelerinde güvensizlik ve korkuyu çok yoğun hissederken z’nin okuduğu üniversiteyi bırakıp istanbula benim yanıma gelmesiyle içimdeki korku yerini güvene bıraktı. yine de insan içinde bulunduğu aileden kopamıyor. günah işlediğimi hissedip her gün yıkanıyordum. herkes de beni temizlik takıntılı biri zannediyordu. giderek samimileşen ilişkimiz beni gün geçtikçe korkutmaya başladı. beni bir gün bırakacak olursa bana nikah kıymasını istediğimi söyledim. kabul etti. ancak ayrılıklar sözleri tanımıyor işte. ergenliğin başından sonuna tamamen duygusuz olan ve hiçbir şeye karşı tiksinti hissetmeyen ben ilişkimizin üçüncü dördüncü senesinde aşırı hassaslaştım. artık kan midemi bulandırıyor, süprizler hoşuma gidiyor, kayıplı haberler beni üzüyor, sevimli hayvanlar görünce mutlu oluyordum. bu süreç çok ilginç bir biçimde hayatım boyunca sahip olduğum bir şeyi daha yok etti. her şeyi deneyip geçiremediğim el ve ayak terlemesi, ilişki içinde kesilmişti. gel gör ki 6 mart 2026 akşam sekiz gibi yine kendimi kaybedene kadar. o gün onun yurdunun önüne gidip içim çıkana kadar ağladım. görmezden gelinmek istemediğimi söyledim. çok bağırdım. polisi aradım. birileri beni alıp götürsün ve karar verme yetkimi elimden alsın istiyordum. saçma bir sebepten çıkan kavgada aklımı kaybetmek üzereydim. polis gelmedi. onun yerine ambulans geldi ama benim için gelmemiş. başkasını alıp gitti. akıl hastanesine yatmak, felç olmak, elimden telefonun alınmasını istedim sadece. bağırmak istiyordum. parçalanmak istiyordum. kavga esnasında telefon kapandı ve bir süre sonra tekrar aradım. duştaydı ve şimdi ne oldu diye sordu. halbuki söz vermişti bana. kavgalardan sonra bir şey olmamış gibi davranmayacaktı. sonra ben yine bağırmaya başladım. havalar güzelken ilişkimiz hep bozulur zaten. yüzüme kapattı telefonu. engelledi her yerden. o gece ayazmada yattım. ertesi gün de akşama kadar bekledim. evden olduğum gibi apar topar çıkmıştım. iç çamaşırsız sadece pijamamın üstüne mont giymiştim. allah korumasa kız başıma neler gelirdi bilmiyorum. eve gelir gelmez uyudum. işten çıkışımı bildiren bir telefonla uyandım. derslerin de son devamsızlıklarını kullanmıştım. haftaya gitmezsem bu sene de benim için gg yani. içimi dökecek tek bir dostum yok. bu yüzden buraya yazdım. toparlar mıyım bilmiyorum. hayatta istediğim bir şey yok. hiçbir şey istemiyorum. yine duygusuz hissediyorum. ellerimin ve ayaklarımın terlemesi geri geldi. dile kolay altı sene acısıyla tatlısıyla çok uzun bir süreç. bir insanın altı sene düzenli olarak alnına bastırsanız ona bile bağımlı olur. yine de artık aynı döngüyü sürekli yaşamak istemiyorum. ilişki boyunca hiç anlaşıldığımı hissetmediğim için onun gururunu çok incittim. öfkelendiğim zaman ne yazık ki gerçekte hissettiklerimi söyleyip duruyordum. her anlamda onun gururunu çok kırdım. ama bir kez olsun yaşadıklarımın bana nasıl hissettirdiğini tam olarak kendiliğinden merak etmediği için artık böyle bir ilişki istemediğimi düşünüyorum. onu çok seviyorum hala. ama aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. başka bir ilişki de istemiyorum. zaten benim gibi biriyle yeni ilişkiye başlayan adamın aşırı gavat olması gerekir. dile kolay altı sene. bir altı sene daha geçmesi gerekiyor sıfırdan ilişkiye başlamam için. gönül ister ki bir kez olsun kendi hatalı olduğunu fark ederek geri gelsin barışalım mutlu olalım ancak buna imkan yok. zaten kendiliğinden bana geri dönmesi de imkansız. karakterinde yok. erkekler silince geri dönmüyor sanırım. ya da sadece benimki öyle. cidden hatasını anlasa ve özür dilese geçmişteki her şeyi siler gelecekteki tüm yanlışlarını görmezden gelir dünyanın en anlayışlı insanı olurdum. gel gör ki o da benim hatalı olduğuma inanıyor ve özür mözür istemiyor. sadece gideyim istiyor. ayrılıktan önceki süreçlerde de aile ortamım çok gergin olduğu için pek iyi değildim. aşağı yukarı bir haftalık bir süreçte tam yedi kilo daha vermişim. yirmili kilolara çok yaklaştım. bu muhtemelen yağ ve kas kaybı değil. bu kadar kısa sürede imkansız zaten ağzımda yağ yakımında olan metalik tadı hissetmiyorum. yirmilere yaklaştıkça da içimde lisedeki halime döneceğime dair bir his beliriyor. o sıralar yirmi dokuz kiloydum. 163 boyunda birinin bu kadar zayıf olması da büyük bir başarı gibi hissettiriyor bana. güzellik algım tamamen zayıflıktan ibaret. kimsenin kilosu beni ilgilendirmez yanlış anlaşılmasın. ben kendimden bahsediyorum sadece. zamanında tigir er’den “yirmi kilo bir animeci olduğun için atıldın” mesajıyla aforoz olmuştum. bana her iki durum tespiti de iltifat gibi gelmişti atılmak da koymamıştı açıkçası. her neyse bu kez tüm fotoğrafları sildim. eşyaları da atmak istiyorum ama içinde değer verebileceği şeyler olabilir o yüzden eşyalarını kargolayacağım. en nihayetinde çocukluğundan kalan şeyler de bende. umarım o da benim kitaplarımı ve vesikalığımı bana kargolar. kitaplarımı kargolaması için mesaj attım ama görmedi beni engellediği için. allahı varsa o kitapları geri versin. vermezse de allahın yardımını hayatında göremesin ne diyim. inşallah toparlanırım. kendim için bir hayat istemediğimden ötürü kardeşlerimin mutluluğuna odaklanmaya karar verdim. ben baştan kaybedilmiş bir çocuğum. yine de dönse kabul eder miyim? eğer kendi hatasını fark ettiyse ve uzlaşmak isterse ederim. her ne kadar böyle biri olmadığını bilsem de kafamda böyle bir senaryo dua olarak yaşıyor. ancak onunla bir kez daha hayat için çabalamaya karar verirsek bu kez kıyafetlerime, arkadaşlarıma ve makyajıma karışmasına izin vermeyeceğim. arkadaşlarım zamanında bana onu unutmam için biraz farklı yollar önerdiği için gelir gelmez tüm arkadaş çevremi yok etmişti. beni terk edecek olsa bile bana, özel yaşantımda takip ettiklerime karışmasına dahi izin vermeyeceğim.

İtiraf Yorumları

11 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Jon
1 ay önce

Durumumuz yoktu, okuyamadım.

isabel magnolia
1 ay önce
Reply to  Jon

anlamadım kar tanesi

ortabahcedeki kulak
1 ay önce

O çocuk geri dönerse beni orta bahçede siksinler

Last edited 1 ay önce by ortabahcedeki kulak
reyisçi
1 ay önce

bence dönecek

isabel magnolia
1 ay önce

dönmesini istemiyorum. alışmak istiyorum.

suspect
1 ay önce

Insta bırak

Loungeact
1 ay önce

Okurken göğsüm daraldı yeminle Allah kolaylık versin.

Duygusuz p*ç
1 ay önce

Ben öyle yaşadıklarına acıyacak veya üzülecek biri değilim, biraz da açık sözlüyüm, kusuruma bakma. Tüm yazıyı üşenmeden okudum ve şunu söyleyebilirim; takıntılı ve hastasın. Şiddetli aile ortamında büyümüş ilk kişi sen değilsin, son kişi de sen olmayacaksın. Herkesin kendine göre dertleri ve sorunları var, herkes kendini kaybedilmiş çocuk olarak görsün, herkes asık surat ve depresif olsun, var olmak istemesin, ne ala iş be! Yapan nasıl bu tarz aile ortamlarından sıyrılarak mutluluğu bulabiliyor? Biraz araştırmasını, sorgulamasını ve kendi yolunu, yönünü bulmasını öğren. Okuldaki dersleri önemsiyorsun, tamam ama yaşadıklarından ders almasını öğren ve hayatını buna göre şekillendirmesini bil! Bağımlılıkları mutluluk sanman komik. Zeka kendini geliştirmek için, akıl kullanılmak için var ve sende ikisi de noksan değil, kullan, kullan, kullan! Duygusallık elbette olacak ama mantığa uygun şekilde harmanla. Kendine gel!

isabel magnolia
1 ay önce
Reply to  Duygusuz p*ç

sen çok yanlış anlamışsın mevzuyu hocam. yazdıklarım kendimi acındırmak için veya bana üzülsünler diye değil. eğer hikayedeki z şahsı sen değilsen bunu anlayabilirsin kolaylıkla. takıntılı ve hasta olduğumu düşündüren nedir mesela? neye veya kime takıntılıyım? çocuğa mı? uzun ilişkiniz bitse siz de oldukça uzun süre acı çekerdiniz. benim bu acıyı paylaşacak, içimi dökecek ve anlaşılmayı bekleyecek dostum yok. ben de içimi buraya döktüm. kaybedilmiş çocukluktan kastım ise yaşımın artık 25 olması ve benim kendime kurduğum düzenin biri yirmi diğeri yirmi beş yaşında olmak üzere iki kere yıkılması. kimseden tavsiye veya acıma duygusu bekleyerek yazmadım bu itirafı. bir gece içim çok dolmuştu ve yazacak kimseyi bulamadım. instagramdan rastgele birilerini ekledim o gün ama yine derdimi kimseyle paylaşmak istemedim. gerçek bir sohbet istemiyordum. bir dönüt beklemiyordum. tavsiye istemiyordum. bu yüzden burayı seçtim. şiddet barındıran aile ortamı benim için sorun değil. her zaman için bunu düşünüyorum zaten. biliyorum ilk değilim veya son olmayacağım. ancak z, bana benim buna katlanmak zorunda olmadığımı söylemişti. içimi dökmeyi öğretmişti. altı sene önceye dek benim için sorun olmayan şeyler, benim için sorun olmaya o zaman başladı. içimi birini dökmeye başladığımda yaşadıklarımı artık birine anlatmadan rahatlayamaz hale geldim. benim kızgınlığım buna biraz da. ilk tanıştığımızda, arkadaşken o intihara meyilli biriydi. onunla konuştum ve bir iki sene kadar ölmemesi için ona hayat vermeye çalıştım. daha sonra bana aşık oldu, beni dert anlatmaya alıştırdı ve yaşadıklarım bana ağır gelmeye başlayınca o da bana ilgisini kaybedince intihara meyilli taraf bir anda ben oldum. ondan önceki hayallerimi hatırlamıyorum. alışkanlıklarımı hatırlamıyorum. başka özel sebepler de mevcut tabii ancak benim yanımda kalmasını isteme sebebim bunlardı. o ise ciddi anlamda zorlandığım bi dönemde bana “kimse intihara meyilli biriyle sevgili olmak istemez” dedi. en başta sadece ertesi günü merak ettiği için intihar etmediğini söyleyip köy evindeki tüfekle kendini öldüreceğini söyleyen adamın bana karşı bu kadar gaddar olması beni daha da çıkmaza soktu. birincisi ben artık derdini paylaşmak isteyen biriydim ikincisi de böyle bir durumda kendi de aynısını yaşadığı için beni anlar diye düşünüyordum. yani merhamet bekliyorsam, acıma bekliyorsam bu yazdıklarımı okuyanlardan değil tamamen ondandı. maddi durumu pek iyi birisi değildi, bunu hiçbir zaman sorun etmedim. bana pek hediye çiçek falan almıyordu. arada nazlanmak için dile getirdiğimde geriliyordu. dışarı çıktığımızda masraf olmamak için elimden geleni yaptım. ayakkabıya ihtiyaç duyduğunda direkt gidip alıyordum, başka bir şeye ihtiyaç duyduğunda direkt gidip alıyordum ki, bu tür şeyleri kafasına takıp ilişkiyi kötü etkilemesin. o benim üzerimden cinsel konuşmalar yapan arkadaşını dahi affetti. benim onun hayatında hiç mi yerim yok bunu sorguluyorum. cidden boşa mı emek verdim diye üzülüyorum. emekten kastım manevi yatırım gibi düşünebilirsin. eğer o olmasaydı ben bu kadar aciz olmazdım. şu an istediğim tek şey ona olan alışkanlığımı atlatmak. yine de bunu atlatsam bile eski hayatıma geri dönebileceğimi sanmıyorum. hayat çok ilginç her şey olabilir tabii ki. belki daha güzel bir biliçaltına sahip olacağım ancak şu an kaybettiğim seneler bana o kadar ağır geliyor ki anlatamam. yeni uyandım bu yüzden sabah sayfaları gibi karışık oldu yazdıklarım kusura bakma. gözlerim de seçmiyor. gözlük dahi takmadan burayı kontrol ettim insanın anlaşılma ihtiyacı her şeyin üstüne çıkıyor işte.

İlişki uzmanı sözde
1 ay önce

Kim olursa olsun kendinden fazla değer vermeyeceksin yoksa benliğini kaybediyorsun

isabel magnolia
1 ay önce

bu kişi biri mi çok haklı çünkü